Mart güneşi

Geçenlerde Pınar dedi ki, bir arkadaşı ona “Eskiden Kır Çocukları Blog’unda haberler, yazılar paylaşırdınız, epeydir yazmıyorsunuz” demiş. Evet, epeydir yazamadık. Bir sürü sebebi var. Birincisi genel bir kural: Ne kadar çok iş yaparsanız konuşmaya o kadar az vaktiniz olur. Ve tersi de geçerli :). Tabi sadece köydeki çalışmalarımız değil, hepimizin hayatı başka şekillerde de yoğun. Hepimiz derken, şimdilerde Kır Çocukların çekirdek ekibi gibi olan 8-10 kişiden bahsediyorum. İsimleri boş verin, karşılaştıkça tanırız birbirimizi… İkinci sebep, geçen bahardan beri ortaya çıkan hızlı değişimler. Kır Çocukları fikrine, üretimlerine, çalışmalarına, enerjisine çok çeşitli şekillerde katkı veren onlarca dostumuz oldu. Bu birliktelikler ve emeklerle köydeki arazimiz epey toparlandı. Çitler yaptık (az bi iş kaldı), mutfak-tuvalet, çardak yaptık, bostanda sebze yaptık, sebzelerden ürünler yaptık, köyde ve arazimizde güzel insanlar ağırladık, atölyeler, geziler yaptık, neler neler. Ama bazı dönemlerde fazla iş yükünün altına girdik, arazimizde fazla kalabalık olduk ve bir sürü aksilik üst üste geldi. Biraz bocaladık, Zaman zaman gerilimler, anlaşmazlıklar da yaşadık, sonra birlikte hallettik ve hallediyoruz. Bütüne bakınca bir ütopya yaşadığımızı görüyorum, şehirlisi, köylüsü, her çeşit insan, kalpten bağlarla birlilkte yaşadık, ürettik, paylaştık.

Bazı yönlerden işler planladığımız gibi gitmedi. Kolektif kullandığımız Kır Çocukları arazisinin hemen yanında biz Temürcü’lerin evimizi yaptığımız daha küçük bir arazimiz var. Oradaki ev çalışmamız istediğimiz kadar hızlı ilerlemedi. Giderleri karşılamaya yetecek kadar üretim ve satış yapamadık. Biz de işi zora koşmak yerine bir süre ara verdik. Bu yaz ufak tefek devam edeceğiz ama asıl 2018 yaz sonuna bitirmeyi umuyoruz. Sonra başka, köydeki kiralık evimizi bırakmadık ama ana ikametimizi Ankara’ya aldık. Biz büyüklerimize, büyüklerimiz bize yakın olmak istedik. Çocuklar da Keçiören’de benim de vaktinde gittiğim ilkokula geçtiler. Bazen köye dönmek istiyorlar ama buraya da hemen uyum sağladılar. Şimdilerde köye iki haftada bir, hafta sonları gidiyoruz dostlarla. Yazın daha sık ve daha uzun ziyaretler olacak gibi. Üreterek ve ürünlerimizi satarak kendimizi ve hayallerimizi desteklemeye de devam ediyoruz. Sipariş sitemizi de yazayım da desteklerimiz, destekçilerimiz çoğalsın 🙂 : http://www.kircocuklari.org/

Küçük ailemizin genel planlarında her şey istendiği gibi gitmese de, genelde güzel şeyler oluyor. Tabi dünyanın ve ülkenin haline bakmadan edemiyoruz. “Güzel şeyler de oluyor” demek lazım. Bir grup arkadaşımızla daha yakın ve sıcak bağlar kuruyoruz, köye birlikte gidip geliyoruz. Son gidişimizde (3-4 Mart) arazimize gıda ormanı için ağaç ve çalılar diktik, eşyükselti noktaları üzerine. Geçen yaz hazırladığımız ayrılmış sebze yatağımıza erken baharda yetişebileceğini umduğumuz sebze tohumları ektik. Su depomuzun taşan suyu için bir de dere yaptık arazinin kenarına, gıda ormanını da desteklesin diye.

Köyümüzde pek çok arkadaşımız ısrarla, inatla doğal üretimi sürdürüyor. Köye baharda ve yazın çok sayıda gezi de yapılacak gibi. Umuyoruz ki bu faaliyetler köyün doğasını ve insanlarını biraz daha destekler. Bizim için DBB gibi grupların içinde yer almak, katkı verebilmek ve destek görebilmek çok güzel. Türkiye’nin dört bir yanında, kırsalda, doğayla uyumlu bir hayat sürmek için çabalayan, öğrenen, bir araya gelen tatlı insanların sayısı giderek artıyor. Pek çoğuyla her daim dayanışma içindeyiz, mümkün olduğunca bilgilerimizi, tohumlarımızı, ürünlerimizi ve muhabbetlerimizi karşılıklı paylaşıyoruz.

İniyoruz, çıkıyoruz, değişiyoruz, dönüşüyoruz. Tıpkı doğa gibi. Bakın aylar süren kara kışın altında sabırla beklemiş olan hayat nasıl baş göstermeye başlamış arazimizde, Mart’ın 5’i. Sevgili Pınar’ın çektiği fotoğraflarla:

Pelemir yağı

Pelemir (melemir) (Cephalaria syriaca) Anadolu’nun eski ve unutulmuş yağ bitkilerinden biridir.  Bu bitkiyi Oğuzhan Çiftliği’nde ekip çoğaltıyoruz. Tohumlarından soğuk presle pelemir yağı çıkarıyoruz.

Hardal ve ızgın yağları gibi saç bakımı için uygundur. Saç derisini besler ve saçları güçlendirir. Tavsiye edilen kullanım: Banyo veya duştan bir saat önce parmak uçlarıyla saç derisine yedirilir. Kendi başına veya diğer yağlarla karıştırılarak vücut bakım veya masaj yağı olarak da kullanılabilir. 

Ülkemizde 1970’li yıllara kadar yemeklik yağ olarak kullanılmış ise günümüzde bu kullanımı önerilmemektedir. İçerdiği yağ asidi kompozisyonundan dolayı sabun yapımı için son derece uygundur.  Sabunlara sertlik ve köpürme niteliği veren 4 yağ asidi çeşidini (myristic, palmitic, stearic, lauric) toplamda %30’dan fazla oranda içerir. Oleik ve linoleik dengesi de sabun için uygundur.

Myristic acid, 19.5%; 
Palmitic acid, 9.4%; 
Stearic acid, 2%
Lauric acid 1.5%
Oleic acid, 23.0%
linoleic acid, 36.9%

Yılbaşı kutlaması… ve Kır Çocukları’ndan hediyelik bohçalar…

Karlı, soğuk Tahtacıörencik Köyü’nden merhaba,

Temürcü ailesi , bir süredir bizlere eşlik eden dostlarımız Oğuzhan ve Aslıhan, ve bir de köpeklerimiz ve kedilerimiz adına: Herkese şimdiden iyi yıllar.

Mektuplarımızla zaman zaman halimizi, ahvalimizi anlatır, köyde olup bitenlerden haberler verirdik. Bir süredir yapamadık. Kendi adıma bu durum iş-güç yoğunluğundan (bu dönem akademik görevlerim biraz daha fazla), kış ataletinden, memleketin-dünyanın hallerinden, ve aslında ne halde olduğumuzu benim de tam bilmiyor olmadan kaynaklanıyor . Biraz zaman geçsin, bir kendimize gelelim, yine edecek birkaç lafımız olur… Şimdilik, iyiyiz, çocuklar gayet iyi, hayat devam ediyor.

Oğuzhan Çiftliğinde İdris Bey, köyde biz ve köylülerimiz üretime devam ediyoruz. Çoğunuzun haberi vardır, İbrahim ve Nursemin Duran (ve babaları Necati Duran) belki de dünyanın en kıymetli sütünden harika peynirler yapıp kargo ile göndermeye başladılar. Süzme yoğurt, yaprak sarma, tarhana gibi başka ürünleri de var. Doğal ürün ölçütlerimiz konusunda çok titizler. Ayrıntılar ve sipariş formu Bloglarında: https://duranailesi.wordpress.com/

Biz de bu hafta sipariş listemize yonca çayı, yapışkanotu çayı, ve İdris Bey’den gelen adaçayı ve dağ kekiğini ekledik. Yılbaşı için hediyelik bohçalarımızdan da bir sürü çeşit var. Duran ailesinden aldığımız yağsız etten yaptığımız çerezlik kuru et (Bltong/Jerky) de iki çeşidiyle listemizde. Kızıltan ve Bayraktar buğdaylarımız, dolayısıyla unlarımız bitmek üzere, son parti unları çektirdik. Arpa ve yulaf unlarını da bir daha yaptırmayacağız büyük ihtimalle: Hem az isteniyor, hem değirmende işleri zor oluyor, hem de çuvalları götürüp getirmek bendenize epey eziyet oluyor .

Mayıs papatyası ve hercai menekşe merhemleri indirimde. Oğuzhan Çiftliği’nin yayla çiçek ballarının tadı bu sene enfes. Hem karakovan (doğal petek) kahvaltılık yuvarlaklar var, hem de doğal petekten süzülmüş süzme bal. Hafif kristalize, krem kıvamında.

Klasik ürünlerimiz, sabunlar,, merhemler, soğuk pres yağlar yine listemizde.

Ürünlerimizin çoğuyla ilgili ayrıntılı bilgiler şu sayfada: https://kircocuklari.wordpress.com/dogal-urunlerimiz/

Elimizdeki ürünlerin kısa açıklamalarını ve fiyatlarını sipariş formumuzda görebilir, anlaşmalı kargo seçeneğinde sabit 8 TL karşılığı adresinize kargo isteyebilirsiniz:

https://kircocuklari.wordpress.com/siparis-formu/

Pekmez, HMF, toprak

HMF belirli gıdalardaki ısıl işlem miktarını tespit etmeye yarayabilen yararlı bir gösterge. Ancak daha önce düşünülenin ya da bize yansıtılanın aksine, beslenme yoluyla alınan HMF’nin toksik veya sağlığa zararlı olduğuna yönelik yeterli bilimsel kanıt yok.

HMF genellikle bal ve pekmezle ilgili olarak tartışılıyor. Oysa HMF’yi ortaya çıkaran Maillard tepkimesi, herhangi bir şeker türü ve proteinlerin (tahıl unlarındakiler dahil) olduğu her durumda, yüksek ısıyla birlikte ortaya çıkabiliyor.

Gıda yolu ile (in vivo) alınan HMF’nin sağlığa zararlı olduğunun kanıtlanmamış olduğunu söyleyen pek çok yayına ulaşabilirsiniz. Bunlardan birinin (2011 tarihli: http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21462333) giriş kısmından çeviri:

… şu ana kadar in vivo jenotoksik etki bulgusu yoktur. 5-HMF ile bağırsaktaki neoplastik değişiklikler arasındaki ilişkiye yönelik model çalışmalardan elde edilen sonuçlar ya negatiftir veya güvenilir bir şekilde “kansorojen” olarak yorumlanamaz. Sıçanlar ve farelerle yapılan tek uzun dönemli kanserojenlik çalışmasında 5-HMF’nin neden olduğu tümörler veya tümör başlangıçları ortaya çıkmamıştır; yalnızca bazı dişi farelerde karaciğer uru (adonema) hücreleri görülmüştür ve bu [doğrudan 5-HMF alımıyla ilgili olduğu] kuşku ile karşılanmalıdır. Sonuç olarak insanlarla ilgili kanserojen veya jenotoksik etkileri olduğuna yönelik çıkarım yapılamaz. Diğer toksik potansiyeller de oldukça düşüktür…

Alman Federal Risk Değerlendirme Enstitüsünün raporundan (http://www.bfr.bund.de/cm/349/according-to-the-current-state-of-scientific-knowledge-5-hmf-concentrations-occuring-in-foods-do-not-give-rise-to-safety.pdf) bir çeviri:

Alman Federal Risk Değerlendirme Enstitüsü bu maddenin insan sağlığı üzerine etkilerini araştırmış ve aşağıdaki sonuca ulaşmıştır: 5-HMF spesifik bir toksik potansiyele sahip değildir. Halihazırdaki deneysel çalışmalara göre 5-HMF’nin insan sağlığıyla ilgili olası kanserojen ve jenotoksik etkilerinin var olduğu gösterilebilmiş değildir.

2012 yılında yapılan bir başka çalışmanın (http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3479239/#B5) özet kısmından: 

5-HMF Maillard tepkimesinin yaygın ürünlerinden biridir ve pek çok yiyecek ve içecekte bulunur. Özellikle endüstriyel gıdalardaki ısıl işlemlerin iyi bir göstergesi olduğu gösterilmiştir. HMF’nin insanlar için toksik olup olmadığı henüz tam olarak netleşmemiştir. Beslenme ile alınamayacak kadar yüksek konsantrasyonlarda HMF sitotoksiktir ve gözlerde iritasyona neden olur. National Toxicology Program (NTP) tarafından yapılan tek uzun dönemli çalışma sıçanlar ve fareler üzerine yapılmıştır. HMF bağırsakta herhangi bir neoplastik etki oluşturmamıştır. Ancak dişi farelerin karaciğer hücrelerinde adenom ve karsinom oranında yükselme tespit edilmiştir.

Sözü edilen kuşkuların kaynağı olan orijinal çalışma ise 2010 tarihli: National Toxicology Program. NTP toxicology and carcinogenesis studies of 5-(hydroxymethyl)-2-furfural (CAS No. 67-47-0) in F344/N rats and B6C3F1 mice (gavage studies) [cited 2012 Mar 10]. Available from: http://ntp.niehs.nih.gov/?objectid=793A39F7-F1F6-975E-761D9DAC33E41B3F.[PubMed]

Bu çalışmada dişi farelerde (ama mesela sıçanlarda ve erkek farelerde bile değil) çıkan, karaciğer uru geliştiren hücrelerdeki artışın kuşkuyla karşılanması da normal. Her şeyden önce, fareler normal yaşam ve beslenme biçimlerinden ayrılarak belirli bir beslenme biçimine ve belli bir maddeyi (HMF) yüksek oranlarda almaya zorlanıyorlar. İkincisi, fareler ve insanların metabolizmaları çok farklı. Nitekim Norveç Sağlık Enstitüsünden Camilla Svendsen 2010 yılı doktora tezini bu fikirle yapmış: “İnsanlar ve farelerin farklı enzimleri olduğundan normal farelerin insanda kanser riskini değerlendirmek için uygun bir model olmadığı düşünülebilir. Svendsen bu nedenle, HMFyi ve bilinen bir gıda mutojenini insanlarla aynı enzimlere sahip, “insana benzeyen” fareler üzeride test etti. “Bu farelerde normal farelere göre, mutajen maddeye maruz bırakıldıklarında iki kat fazla barsak tümörü oluştu, ama HMF için böyle olmadı”. Diğer bir çalışmayı da zaten bağırsak tümörü geliştirmeye yatkın fareler üzerinde yaptı. Sadece çok yüksek dozlarda HMF verildiğinde bu profildeki farelerin bağırsak tümörlerinde küçük bir artış gözlemlendi. Araştırmanın genel sonucu: Gıda yoluyla HMF alımıyla insanlarda kanser oluşması riski düşüktür.

Bana göre buradaki asıl sorun şu: Özellikle gıdayla ilgili olarak bazen bazı bilgiler gelişigüzel yayılıyor. HMF örneğinde olduğu gibi sebepler ve göstergeler birbirine karışıyor, tehlikeli genellemeler yapılıyor. Ne yazık ki bu tür yorumlar ve genellemeler sıkça, bilinçli veya bilinçsiz şekilde, geleneksel ve küçük çaplı üretimin kötülenmesi ve endüstriyel ürünlerin teşviki için kullanılıyor. 

Aynı durumun pekmez toprağı için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Pekmez toprağı kullanımının pekmezin içindeki biyolojik etkinliği durdurduğu ve yararlı olabilecek bazı bileşenleri uzaklaştırdığı yöndeki yorumlar oldukça anlamlı ve tartılışması gerekir. Tanımadığımız, güvenmediğimiz üreticilerin gerek hammadde seçiminde gerekse üretim sürecinde sorumsuz davranma olasılığını da elbette göz ardı etmemeliyiz. Gelin görün ki bu tür sağduyulu değerlendirmeleri aşacak şekilde, pekmez toprağı kullanımının kötü ve korkunç olduğu yönünde genellemeler var. Size birkaç örnek, bir dönem sıkça referans verilen iki gazete haberi bakın konuyu nasıl yansıtıyor:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/beyaz-toprakla-gelen-kanser-tehlikesi-4366477

(2) http://www.evrensel.net/haber/93406/pekmeze-zehir-katmayin

Birinci haberde adım adım, asbestli toprak ile beyaz toprak arasında birebir çağrışım kurulmaya çalışılıyor. Oysa asbest içeren beyaz toprak Türkiye’de parmakla sayılabilecek kadar az yerde var. Ve ola ki bir pekmezde asbestli toprak kullanılmış ve asbest lifleri anlamlı ölçüde pekmezin içine geçmiş olsun: “Pekmezde asbestli toprak kullanımı konusunda şimdiye kadar zararlı olduğuna ilişkin bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak asbestli toprağın ocaklardan çıkartılması ve kullanımı sırasında, tozlarının solunmasıyla sağlık riski oluşabilmektedir.” (http://www.esrefatabey.com.tr/tibbijeoloji_ayrinti_.aspx?id=172).

İkinci habere konu olan araştırma, Eşref Atabey’in, az önce de referans verdiğim titiz ve değerli bir çalışması. Eşref Hoca topraktan ve kilden bulaşabilecek hastalıklarla ilgili genel değerlendirmeler yapmış. Örneğin bir çöplüğün kenarındaki topraktan yerseniz neler olabileceğini de anlatmış. Bu çalışmada ifade edilenler ve diğer bilinen olgulardan çıkabilecek sonuçlar bellidir ve hiçbirinden geleneksel olarak üretilen pekmezin kanserojen veya sağlık için riskli olduğu sonucu çıkmaz. Oysa gazete haberinde öyle yorumlar var ki, hele bir de “kancalı kurt” alıntısı var ki, sanki insanlarda dehşet uyandırmak için habere konmuşlar.

Bu tür değerlendirmeler çoğu zaman geleneksel yaşam ve üretim biçimlerini küçümseme tavrıyla (“köylülük”, “eğitimsizlik”, “bilinçsizlik” vs.) birlikte oraya çıkıyor ve bu yöndeki önyargılara hitap ediyor. Bu arada konunun “toprak” olması, olayı “doğa korkusu” temelinde sosyal-psikolojik yönden de ilginç kılıyor.

Bu haberlerde insanları yönlendirme kastı var mı yok mu size bırakıyorum. Ben şahsen, birinci haberde geçen “Türkiye’de yoğun olarak kullanılan beyaz toprak ile insanların ilişkisini kesmek için genel bilinçlendirme harekatı başlatılmalı” ifadesinin çok şey anlattığını düşünüyorum. 

Genel olarak ısıl işlem dahil, gıda ne kadar az işlem görürse besin ve şifa değeri o kadar yüksek olur denebilir. Zira ısıl işlem sonucu zararlı olduğu kanıtlanmamış olan HMF’den başka bileşenler de ortaya çıkabilir, besin değerinde de azalma olabilir. Bu yüzden düşük ısılı üretim yöntemleri tercih edilebilir.

Burada geleneksel üretimi sorgulamayalım, daha iyiye götürmek için çabalamayalım demek istemiyorum elbette. Kaynağını bilmediğimiz – ve bazen de bildiğimiz – köylü üretiminde çok önemli riskler var. Bilinçsiz ve yoğun zirai ilaç kullanımından yanlış üretim yöntemlerine, kötü ambalajlama ve stoklamaya kadar neler neler. Ama pekmezdeki gibi yönlendirilmiş tartış(ma)malar hem bunları, hem de konuşmamız gereken daha önemli konuları gölgeliyor. Endüstriyel üretimdeki sağlık riskleri neden yeterince araştırıl(a)mıyor? Bunlar neden fon ve destek bulamıyor? Bu üretim tarzıyla ilişkili ekolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel maliyetlerin envanterini kim çıkaracak? Üretimde yeniliklere ve teknolojik gelişmelere evet, ama örneğin pekmezyapımında evaporatörlü kazanlar ve üretim izinleri alabilecek, paketleme tesisleri yapabilecek kaç tane köylümüz var? Bunca yatırımdan sonra rekabet edebilmek ve maliyetleri azaltmak için hileye hurdaya başvurmaya direnecek – birkaç müstesna insandan başka – kim var? Pekmezini anasından atasından gördüğü gibi, tertemiz atalık üzümleriyle, içine meyve artıkları, şeker, glikoz şurubu vs. katmadan, altı çok harlanmasın diye ince dalları azar azar ateşe atan, tam kıvamına kadar pişirip ak toprağıyla durultan köylümün pekmezini bize kaç tane endüstriyel üretici sunacak?

Ceyhan Temürcü

Kır Çocukları 2. Güz Buluşması – Yürüyüş ve Meditasyon – 30 Ekim 2016 Pazar

Kışa geçerken bir araya gelip, Tahtacıörencik Köyü civarındaki Süvari Çayı ve yukarıdaki tepelerde yürüyüş yapacağımız meditasyon ve Dharma sohbeti etkinliğine sizleri davet ediyoruz.

NE ZAMAN: 30 Ekim Pazar
NEREDE: Tahtacıörencik Köyü, Güdül, Ankara.

KAYIT FORMU: 30 Ekim GÜZ Buluşması (CTRL+TIKLA)

Yürüyüş zorluk derecesi : Orta
Tahmini yürüyüş mesafesi : 6 km

NOT 1: Etkinlik yalnız YETİŞKİNLERE YÖNELİKtir.
NOT 2: Organizasyonun verimli olması için KAYIT GİRİLMESİ MECBURİDİR.
NOT 3: İptalleri en az 3 gün öncesinden bildirmenizi rica ediyoruz.

NASIL: Ortak araçla gelmek isteyen kişi sayısına göre 19 veya 27 kişilik bir midibüs kiralayacağız. Geziye katılmak istiyorsanız kayıt formu ile bilgilerinizi bize iletmenizi rica ediyoruz. Kendi aracınızla gelmeyi düşünüyorsanız da lütfen formu doldurunuz ki organizasyonu daha iyi planlayabilelim. KATILIMCI SAYISI 25 ile sınırlı olacaktır.

DİKKAT: ASKIDA GEZİ uygulaması var, ayrıntılar aşağıda.

BİZ KIR ÇOCUKLARI KİMİZ?
kircocuklari.wordpress.com/merhaba/

Tahtacıörencik Köyünde, doğayla uyumlu yaşam ve üretim pratiklerini uygulamaya ve yaygınlaştırmaya çalışan bir grubuz. Küçük ölçekli aile çiftçiliği, doğal tarım, permakültür, doğa koruma, toplum destekli üretim, barışçıl iletişim, armağan ekonomisi gibi alanlarda tekrarlanabilir modeller oluşturmaya çalışıyoruz.
YÖRE HAKKINDA KISA BİLGİ
Karadeniz geçiş kuşağını yansıtan geleneksel taş/kargir evleriyle, onlarca farklı balık ve tatlısu canlısını barındıran ve Ankara’nın belki de en temiz akarsuyu olan Süvari Çayı ile Tahtacıörencik Köyü burası. Köyde son yıllarda hem doğa koruma hem de ekolojik gelişim yönünde önemli gelişmeler oldu. Doğal tarım ve hayvancılıkta önemli mesafe kat edildi. Ankara’lıların güvenilir, doğal gıdalara erişimi için önemli bir model oluşmaya başladı. Köydeki çalışmalarla ilgili bilgileri http://tahtaciorencik.org adresinde görebilirsiniz.
PROGRAM
09:00: Ortak araçla Kumrular Sokak’tan çıkış
Kumrular= 9:00
Milli Kütüphane= 9:05
Armada= 9:10
Carrefour= 9:20
Optimum karşısı= 9:30

10:30 Güdül’de kısa bir ihtiyaç molası ve bilgilendirme: Kendi aracıyla gelenlerle 10,30’da Güdül merkezde buluşuluyor, kahvede beklenip, geleneksek Güdül leblebicisi ziyaret ediliyor.

11:30: Kır Çocukları arazisine varış: Arazi tanıtımı, sohbet

12.30 – 13.30 Piknik: Getirdiğimiz yiyeceklerimizi paylaşıyoruz, birlikte kır sofrasında. Çay ve bitki çayı ikramı

13.30 – 16.00 Yürüyüş, meditasyon ve Dharma sohbeti (Rehberler: İlker Bekarslan ve Özgürel Başaran)

16.30 Köye dönüş

16.30 – 17.30 Köy pazarından alışveriş imkanı ve üreticilerle sohbet

17.30 Ortak araçla Ankara’ya hareket (en geç 19:30’da Ankara’da olacak şekilde dönüş).

KATILIM ÜCRETLERİÖdemeyi gezi günü köyde yapabileceksiniz.
-Etkinlik katılımı: 35 TL
-Toplu araçta koltuk başına ücret: 20 TL
kısaca:
ortak araçla gelecek olan katılımcılar için toplam gezi ederi: 55TL
kendi aracı ile gelen katılımcılar için: 35TL

Bu gezide ASKIDA sistemi var.
ASKIDA GEZİ’ye destek verebilirsiniz: gelmek isteyip de parasal durumu uygun olmayanları destekleyebilirsiniz. Detaylar katılım formunda, adınız da bizde saklı kalacak, destekleyen ve alan olarak. Askıda gezi isteminizi de bize bildirirseniz, destek varsa yönlendireceğiz.

YANIMIZA NE ALALIM
-Yanınızda taşıyabileceğiniz Piknik için azık,
-Soğuk ve rüzgara karşı koruyabilecek bir mont eldiven ve başlık,
-Yürüyüşe uygun boğazlı bir ayakkabı,
-Yerde oturabilmek için mat veya örtü.
-Su mataramız.
-Bize enerji verecek kuruyemiş, meyve kurusu, meyve gibi yiyecekler.
-Dilerseniz fotoğraf makinemiz, not defterimiz ve kalemimiz.
-Ortak araçta sıcak çay-kahve servisi olMAyacak.

HAVA DURUMU takibi: http://www.accuweather.com/ ve http://tr.freemeteo.com/havadurumu/gudul/current-weather/location/?gid=746497&station=5375&language=turkish&country=turkey ve http://www.mgm.gov.tr/mobile/tahmin-il-ve-ilceler.aspx?m=GUDUL

NOTLAR
– Cep telefonları köyde ve arazide çekiyor.
– Sigaralarınızı arazide YALNIZCA SİGARAYA AYRILMIŞ ALANDA içmenizi ve izmaritlerini yerlere atmamanızı rica ediyoruz.
– Plastik poşet, pet şişe gibi doğada çözülmesi zor malzemeleri doğaya bırakmamak konusunda hassasiyet rica ediyoruz.
– Arazimizdeki tuvalet kuru kompost tuvalettir, kullanımı hakkında bilgi verilecektir.

TEŞEKKÜR
destekleri ve organizsayondaki katkıları için İlker Bekarslan, Özgürel Başaran, Aslıhan ve Oğuzhan ve de Mars ve Ares’e teşekkür ederiz.

İLETİŞİM: kircocuklari@gmail.com, 533 211 60 82 (Nihal)

Kır Çocukları, Tahtacıörencik Güz Buluşması : 25 Eylül 2016 Pazar

guzbulusmasi
22 Eylül itibariyle not:
Ortak araçta 4 kişilik yerimiz kaldı, bu da dolarsa etkinlik kotasına ulaşıyoruz (35 yetişkin + çocuklar). Daha fazla olursak zorluk yaşayabiliriz, bu sebeple ortak araçtaki kişilik yer dışında kayıt alamayacağız 😦 Kendi aracıyla gelmek isteyenlerden ricamız bir sonraki buluşmayı beklemeleri…
Sizleri genç yaşlı, çoluk çocuk Tahtacıörencik Köyü’ndeki arazimizde, güz buluşmamıza bekliyoruz. Çiftliğimizde demek isterdik ama çiftlik henüz yapım aşamasında. Yine de şimdiden açık mutfağımız, bostanımız, bostanımızda domates ve biberlerimiz ve 360 derece doğa manzaramız var. Sizlere köyümüzün doğal ürünleriyle hazırlanmış bir öğle yemeği sunacağız. Gün içinde çeşitli etkinliklere katılım imkanımız olacak: mini kerpiç atölyesi, meditasyon, köye yürüyüş, çocuklar için masal ve resim, köy pazarından alışveriş imkanı…
 
NE ZAMAN: 25 Eylül Pazar
NE: Günübirlik gezi ve yemek
NEREDE: Kır Çocukları arazisi, Tahtacıörencik Köyü, Güdül, Ankara.
NASIL: Ortak araçla gelmek isteyen kişi sayısına göre 19 veya 27 kişilik bir midibüs kiralayacağız. Geziye katılmak istiyorsanız kayıt formu ile bilgilerinizi bize iletmenizi rica ediyoruz. Kendi aracınızla gelmeyi düşünüyorsanız da lütfen formu doldurun ki organizasyonu daha iyi planlayabilelim. Katılımcı sayısı 35 ile sınırlı olacaktır. ASKIDA GEZİ uygulamamız var, ayrıntılar aşağıda ve kayıt formunda.
 
Önemli NOT: Gezi iptallerini en az 3 gün öncesinden bildirmenizi rica ediyoruz.
 
BİZ KIR ÇOCUKLARI KİMİZ? 
 
 
Tahtacıörencik Köyünde, doğayla uyumlu yaşam ve üretim pratiklerini uygulamaya ve yaygınlaştırmaya çalışan bir grubuz. Küçük ölçekli aile çiftçiliği, doğal tarım, permakültür, doğa koruma, toplum destekli üretim, barışçıl iletişim, armağan ekonomisi gibi alanlarda tekrarlanabilir modeller oluşturmaya çalışıyoruz. 
 
YÖRE HAKKINDA KISA BİLGİ
 
Karadeniz geçiş kuşağını yansıtan geleneksel taş/kargir evleriyle, onlarca farklı balık ve tatlısu canlısını barındıran ve Ankara’nın belki de en temiz akarsuyu olan Süvari Çayı ile Tahtacıörencik Köyü burası. Köyde son yıllarda hem doğa koruma hem de ekolojik gelişim yönünde önemli gelişmeler oldu. Doğal tarım ve hayvancılıkta önemli mesafe kat edildi. Ankara’lıların güvenilir, doğal gıdalara erişimi için önemli bir model oluşmaya başladı. Köydeki çalışmalarla ilgili bilgileri ve son haberleri http://tahtaciorencik.org  adresinde görebilirsiniz.

PROGRAM
 
09:00: Ortak araçla Kumrular Sokak’tan çıkış
  Kumrular= 9:00
  Milli Kütüphane= 9:05
  Armada= 9:10
  Carrefour= 9:20
  Optimum karşısı= 9:30
 
10:30: Güdül’de kısa bir çay molası ve bilgilendirme:
  İkram: Arpa kurabiyesi, Güdül leblebisi 
  (Kendi aracıyla gelenlerle 10,30’da  Güdül merkezde buluşuluyor)
 
11:30: Kır Çocukları arazisine varış
  Arazi tanıtımı, sohbet, çocuklarla masal okuma 
 
13.00 – 14.00: Yemek
  • Tarhana çorbası: Köyün doğal sebzeleri ve yoğurdundan yapımış tarhanayla
  • Örencik sarması : Tam bulgurlu, zeytinyağlı
  • Tereyağlı gözleme: Tam buğday unundan
  • Mevsim salata: Kır Çocukları bostanından toplanacak sebzeler ve köyü taze sebzeleriyle
  • Köy peyniri: Serbest gezinen yerel kara ineklerin sütünden
  • Yayık ayranı: Serbest gezinen yerel kara ineklerin sütünden
 
14.00 – 14.30: Çay, ıhlamur ve bitki çayları
 
14.30 – 16.00: Etkinlikler: 
 
   Meditasyon, çocuklarla resim, mini kerpiç atölyesi…
 
16.00 – 16.30: Köye yürüyüş
 
16.30 – 17.30: Köy pazarından alışveriş imkanı ve üreticilerle sohbet
 
17.30: Ortak araçla Ankara’ya hareket (en geç 19:30’da Ankara’da olacak şekilde dönüş).
 
KATILIM ÜCRETLERİ
 
Etkinlik katılımı (yemek, çay ve ikramlar dahil): 
    12 yaş ve üzeri yetişkin: 55 TL
    7 – 12 yaş: 20 TL
    0 – 6 yaş: ücretiz
 
Toplu araçta koltuk başına ücret: 20 TL (Çocuklar için koltuk gerekmezse ücret olmayacak.)
Ödemeyi gezi günü köyde yapabileceksiniz.
  
Bu gezide ASKIDA sistemi var.
 
ASKIDA GEZİ’ye destek verebilirsiniz: gelmek isteyip de parasal durumu uygun olmayanları destekleyebilirsiniz. Detaylar katılım formunda, adınız da bizde saklı kalacak, destekleyen ve alan olarak. Askıda gezi isteminizi de bize bildirirseniz, destek varsa yönlendireceğiz.
YANIMIZA NE ALALIM
– Su mataramız.
– Yedek giysiler, şapka, mevsime uygun giysiler.
– Bize enerji verecek kuruyemiş, meyve kurusu, meyve gibi yiyecekler.
– Dilerseniz fotoğraf makinemiz, not defterimiz ve kalemimiz.
– Ortak araçta gelecekseniz ve küçük çocuklarınız için oturma yeri istiyorsanız yanınızda çocuk koltuğunuzu getirebilirsiniz. 
– Ortak araçta sıcak çay-kahve servisi olMAyacak.
 
NOTLAR
 
– Cep telefonları köyde ve arazide çekiyor.
– Sigaralarınızı arazide yalnızca ayrılmış olan alanda içmenizi ve izmaritlerini yerlere atmamanızı rica ediyoruz.
– Plastik poşet, pet şişe gibi doğada çözülmesi zor malzemeleri doğaya bırakmamak konusunda hassasiyet rica ediyoruz.
– Arazimizdeki tuvalet kuru kompost tuvalettir, kullanımı hakkında bilgi verilecektir.
 
ÖNEMLİ NOT: Gezi iptallerini en az 3 gün öncesinden bildirmenizi rica edeceğiz.
 
İLETİŞİM
 
Nihal Poyraz Temürcü, kircocuklari@gmail.com, 533 211 60 82

Gelengi

Gelengi Kır Çocukları Belgeseli

Gelengi der ki:

“Neoliberal makine saldıradursun doğaya ve insan ruhuna, biz gelengiler doğal hayatı, sadeliği, paylaşmayı, oyunu, muhabbeti ve müziği esas alan bir birlikte-yaşam örgütlemek için toplandık (Kalbimiz karşılaşmalara açık olsun, tahakküm ve ötekileştirme bizden uzak dursun). Birbirimizin hayallerine destek olmak, toplumsal sınırlarımızı sorgulamak, biricik varlıklarımızı ortaya çıkarabilmek, özgürleşebilmek için beraberiz.

Martı bir gün uçacağını bilir. Ağaç tohumun içinde gizlidir. Arkasına dostlarını almış bir gelenginin napıcağını ise kimse bilemez.

Neoliberal makine saldıradursun kar hırsıyla, biz gelengiler oyunun kurallarını değiştirmeye geldik.”