24.12.2016-Ankara, Kır Çocukları ile Doğal Sabun ve Şifalı Bitkileri Tanıma ile Doğal Merhem Yapım Atölyeleri

64410_638821926183669_433186545_n Fotoğraf: Filiz Telek. filiztelek.wordpress.com

Kır Çocuklarından
-Özgen ile ‘Doğal SABUN Yapım Atölyesi’
ve

-Ceyhan ile ‘Şifalı Bitkileri Tanıma ve Doğal MERHEM Yapım Atölyesi’ne sizleri bekliyoruz.

NE ZAMAN: 124 Aralık 2016, Pazar
Sabun yapım atölyesi: 11:00-14:00
Merhem yapım atölyesi: 15:00-18:30

NEREDE: Ankara Ayrancı’da bir sıcak ev ortamında. (Atölye Katılımcılarına tam adres bildirimini daha sonra yapacağız.)

KAYIT girilmesi işin mutfağını organize etmemize yarıyor, katılmak istiyorsanız kayıt formunu doldurmanızı rica ediyoruz.

Kayıt Formu: TIKLAYINIZ

Not1: Atölye katkısı için “ARMAĞAN EKONOMİSİ” uygulamasına devam ediyoruz. (bkz: ayrıntılar)
Not2: Her atölyede en fazla 20 katılımcı olacaktır.
Not3: İptalleri en az 2 gün öncesinden bildirmenizi rica ediyoruz.
Not4: Atölye yetişkinlere yöneliktir.

Biz Kır Çocukları, Tahtacıörencik Köyü’nde doğayla uyumlu yaşam ve üretim pratiklerini uygulamaya ve yaygınlaştırmaya çalışan bir grubuz. Küçük ölçekli aile çiftçiliği, doğal tarım, permakültür, doğa koruma, toplum destekli üretim, barışçıl iletişim, armağan ekonomisi gibi alanlarda tekrarlanabilir modeller oluşturmaya çalışıyoruz. Tahtacıörencik (TADYA) üreticilerine ve DBB grubuna elimizden geldiğince destek oluyoruz. Ürünlerimiz ve atölye çalışmalarımızla elde ettiğimiz gelirlerle tüm bu çalışmalarımıza finansal destek sağlıyoruz.

Flower-snakeSon

SABUN YAPIM ATÖLYESİ HAKKINDA: Evde kendi sabununuzu yapmak istiyorsanız işte sizin için Kır Çocukları’ndan keyifli, pratik ve uygulamalı bir atölye! En temel formülasyon üzerinden tamamen doğal malzemeler kullanarak, hammaddeleri tanıyarak, reaksiyona bakarak sabun yapımını öğrenecek, dilerseniz sabununuzu doğal yağlarla kokulandırıp, kuru çiçeklerle zenginleştirebileceksiniz.

MERHEM YAPIM ATÖLYESİ HAKKINDA: Birinci bölüm: Dört önemli şifalı bitki tanıtılacak ve kullanım alanları anlatılacak (çay, tentür, merhem, vs.) : sarı kantaron, aynısafa, sinirliot ve mürver. İkinci bölüm: Kır Çocukları merhemleri nasıl yapılıyor? Aynısafa bitkisini, mürver yaprağını, sarı kantaron yağını, doğal balmumunu tanıyacağız. Farklı bitkilerin etken maddelerinin bitkisel yağlara geçirme yöntemlerini (soğuk maserasyon, güneşte ve ısıyla infüzyon) inceleyeceğiz. Hep doğal merhem yapacağız: Ocakta Benmari usulü infüzyon, süzme, balmumuyla kıvam kazandırma, uçucu yağ ekleme ve merhem kavanozlarına aktarma.

 

ATÖLYE İÇİN KATKINIZ NE OLABİLİR?

Kır Çocukları olarak faaliyetlerimizi armağan ekonomisi* içinde gerçekleştirmeye niyet ediyoruz. Bizi memnun edecek, gönlümüzden geçen bir katkı payını size bildiriyoruz. Atölyeler sırasında sizinle paylaşacağımız bilgi ve deneyimlerimiz, zamanımız, muhabbetimiz ve atölye sırasında ürettiğimiz bir merhem / bir sabun ise size armağanlarımız oluyor. Yaptığımız işleri çok seviyoruz ve bunlar yoluyla doğaya ve insanlara katkı verebilmek bize büyük mutluluk veriyor. Merhem ve sabunlarımız, bilgimiz, sevgimiz, özenimiz, çalışmalarımız ve diğer armağanlarımız için standart bir parasal karşılık belirleyemiyoruz. Üstelik bu armağanların en çok ihtiyaç duyan insanlara ve yerlere gitmesini arzuluyoruz; en çok paranın bulunduğu yerlere değil. Ancak yapageldiğimiz güzel şeyleri yapmaya devam edebilmek için ‘almaya’ da ihtiyacımız var: Her şeyden çok insanların güvenine ve moral desteğine ama aynı zamanda da maddi ve parasal desteğe. Çünkü üretimlerimiz için gereken ham maddelerden tutun yol giderlerine kadar pek çok şey için masraflarımız oluyor. Ve tabi ki hayatımızın geri kalan alanlarını idame ettirebilmek için de.
 
Gönlümüzden geçen atölye katkı payı: Her atölye için 50 TL. Hangi atölyeye katıldığınıza bağlı olarak, birlikte üreteceğimiz bir adet merhemi ve/veya bir adet sabun hediye edeceğiz. Katkılarınızı atölye günü iletebilirsiniz. Sizler bize katılmakla zaten bir armağan sunmuş olacaksınız. Bunun dışında, sizlerle paylaşacaklarımıza karşılık ve bizi desteklemek için içinizden gelen her türlü armağanı da minnetle kabul edeceğiz. Elbette ihtiyaçlarınız ve maddi durumunuza bağlı olarak belirtilen rakamın altına inebilir veya hiç ödeme yapmamayı da seçebilirsiniz. Ya da bizi desteklemek için belirtilen miktarının üstüne çıkabilirsiniz. Topluluk bilinci içinde herkesin ihtiyaçlarının karşılanacağı stratejiler bulacağımıza inanıyoruz.
_________________________________________________________________
* “Armağan ekonomisi, insanların vermek üzere bu dünyaya geldikleri armağanları keşfettikleri, bu armağanları bütünün hayrına özgürce, koşulsuz olarak ve severek verdikleri ve kendilerine verilen tüm armağanları da (hava, su, gıda, sağlık, dostluklar, öğretiler, dayanışma, ve hatta para ve aklınıza gelebilecek herşey) şükran ile kabul ettikleri bir sistemdir.” (http://surdurulebiliryasam.wordpress.com)
 

Pekmez, HMF, toprak

HMF belirli gıdalardaki ısıl işlem miktarını tespit etmeye yarayabilen yararlı bir gösterge. Ancak daha önce düşünülenin ya da bize yansıtılanın aksine, beslenme yoluyla alınan HMF’nin toksik veya sağlığa zararlı olduğuna yönelik yeterli bilimsel kanıt yok.

HMF genellikle bal ve pekmezle ilgili olarak tartışılıyor. Oysa HMF’yi ortaya çıkaran Maillard tepkimesi, herhangi bir şeker türü ve proteinlerin (tahıl unlarındakiler dahil) olduğu her durumda, yüksek ısıyla birlikte ortaya çıkabiliyor.

Gıda yolu ile (in vivo) alınan HMF’nin sağlığa zararlı olduğunun kanıtlanmamış olduğunu söyleyen pek çok yayına ulaşabilirsiniz. Bunlardan birinin (2011 tarihli: http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21462333) giriş kısmından çeviri:

… şu ana kadar in vivo jenotoksik etki bulgusu yoktur. 5-HMF ile bağırsaktaki neoplastik değişiklikler arasındaki ilişkiye yönelik model çalışmalardan elde edilen sonuçlar ya negatiftir veya güvenilir bir şekilde “kansorojen” olarak yorumlanamaz. Sıçanlar ve farelerle yapılan tek uzun dönemli kanserojenlik çalışmasında 5-HMF’nin neden olduğu tümörler veya tümör başlangıçları ortaya çıkmamıştır; yalnızca bazı dişi farelerde karaciğer uru (adonema) hücreleri görülmüştür ve bu [doğrudan 5-HMF alımıyla ilgili olduğu] kuşku ile karşılanmalıdır. Sonuç olarak insanlarla ilgili kanserojen veya jenotoksik etkileri olduğuna yönelik çıkarım yapılamaz. Diğer toksik potansiyeller de oldukça düşüktür…

Alman Federal Risk Değerlendirme Enstitüsünün raporundan (http://www.bfr.bund.de/cm/349/according-to-the-current-state-of-scientific-knowledge-5-hmf-concentrations-occuring-in-foods-do-not-give-rise-to-safety.pdf) bir çeviri:

Alman Federal Risk Değerlendirme Enstitüsü bu maddenin insan sağlığı üzerine etkilerini araştırmış ve aşağıdaki sonuca ulaşmıştır: 5-HMF spesifik bir toksik potansiyele sahip değildir. Halihazırdaki deneysel çalışmalara göre 5-HMF’nin insan sağlığıyla ilgili olası kanserojen ve jenotoksik etkilerinin var olduğu gösterilebilmiş değildir.

2012 yılında yapılan bir başka çalışmanın (http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3479239/#B5) özet kısmından: 

5-HMF Maillard tepkimesinin yaygın ürünlerinden biridir ve pek çok yiyecek ve içecekte bulunur. Özellikle endüstriyel gıdalardaki ısıl işlemlerin iyi bir göstergesi olduğu gösterilmiştir. HMF’nin insanlar için toksik olup olmadığı henüz tam olarak netleşmemiştir. Beslenme ile alınamayacak kadar yüksek konsantrasyonlarda HMF sitotoksiktir ve gözlerde iritasyona neden olur. National Toxicology Program (NTP) tarafından yapılan tek uzun dönemli çalışma sıçanlar ve fareler üzerine yapılmıştır. HMF bağırsakta herhangi bir neoplastik etki oluşturmamıştır. Ancak dişi farelerin karaciğer hücrelerinde adenom ve karsinom oranında yükselme tespit edilmiştir.

Sözü edilen kuşkuların kaynağı olan orijinal çalışma ise 2010 tarihli: National Toxicology Program. NTP toxicology and carcinogenesis studies of 5-(hydroxymethyl)-2-furfural (CAS No. 67-47-0) in F344/N rats and B6C3F1 mice (gavage studies) [cited 2012 Mar 10]. Available from: http://ntp.niehs.nih.gov/?objectid=793A39F7-F1F6-975E-761D9DAC33E41B3F.[PubMed]

Bu çalışmada dişi farelerde (ama mesela sıçanlarda ve erkek farelerde bile değil) çıkan, karaciğer uru geliştiren hücrelerdeki artışın kuşkuyla karşılanması da normal. Her şeyden önce, fareler normal yaşam ve beslenme biçimlerinden ayrılarak belirli bir beslenme biçimine ve belli bir maddeyi (HMF) yüksek oranlarda almaya zorlanıyorlar. İkincisi, fareler ve insanların metabolizmaları çok farklı. Nitekim Norveç Sağlık Enstitüsünden Camilla Svendsen 2010 yılı doktora tezini bu fikirle yapmış: “İnsanlar ve farelerin farklı enzimleri olduğundan normal farelerin insanda kanser riskini değerlendirmek için uygun bir model olmadığı düşünülebilir. Svendsen bu nedenle, HMFyi ve bilinen bir gıda mutojenini insanlarla aynı enzimlere sahip, “insana benzeyen” fareler üzeride test etti. “Bu farelerde normal farelere göre, mutajen maddeye maruz bırakıldıklarında iki kat fazla barsak tümörü oluştu, ama HMF için böyle olmadı”. Diğer bir çalışmayı da zaten bağırsak tümörü geliştirmeye yatkın fareler üzerinde yaptı. Sadece çok yüksek dozlarda HMF verildiğinde bu profildeki farelerin bağırsak tümörlerinde küçük bir artış gözlemlendi. Araştırmanın genel sonucu: Gıda yoluyla HMF alımıyla insanlarda kanser oluşması riski düşüktür.

Bana göre buradaki asıl sorun şu: Özellikle gıdayla ilgili olarak bazen bazı bilgiler gelişigüzel yayılıyor. HMF örneğinde olduğu gibi sebepler ve göstergeler birbirine karışıyor, tehlikeli genellemeler yapılıyor. Ne yazık ki bu tür yorumlar ve genellemeler sıkça, bilinçli veya bilinçsiz şekilde, geleneksel ve küçük çaplı üretimin kötülenmesi ve endüstriyel ürünlerin teşviki için kullanılıyor. 

Aynı durumun pekmez toprağı için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Pekmez toprağı kullanımının pekmezin içindeki biyolojik etkinliği durdurduğu ve yararlı olabilecek bazı bileşenleri uzaklaştırdığı yöndeki yorumlar oldukça anlamlı ve tartılışması gerekir. Tanımadığımız, güvenmediğimiz üreticilerin gerek hammadde seçiminde gerekse üretim sürecinde sorumsuz davranma olasılığını da elbette göz ardı etmemeliyiz. Gelin görün ki bu tür sağduyulu değerlendirmeleri aşacak şekilde, pekmez toprağı kullanımının kötü ve korkunç olduğu yönünde genellemeler var. Size birkaç örnek, bir dönem sıkça referans verilen iki gazete haberi bakın konuyu nasıl yansıtıyor:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/beyaz-toprakla-gelen-kanser-tehlikesi-4366477

(2) http://www.evrensel.net/haber/93406/pekmeze-zehir-katmayin

Birinci haberde adım adım, asbestli toprak ile beyaz toprak arasında birebir çağrışım kurulmaya çalışılıyor. Oysa asbest içeren beyaz toprak Türkiye’de parmakla sayılabilecek kadar az yerde var. Ve ola ki bir pekmezde asbestli toprak kullanılmış ve asbest lifleri anlamlı ölçüde pekmezin içine geçmiş olsun: “Pekmezde asbestli toprak kullanımı konusunda şimdiye kadar zararlı olduğuna ilişkin bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak asbestli toprağın ocaklardan çıkartılması ve kullanımı sırasında, tozlarının solunmasıyla sağlık riski oluşabilmektedir.” (http://www.esrefatabey.com.tr/tibbijeoloji_ayrinti_.aspx?id=172).

İkinci habere konu olan araştırma, Eşref Atabey’in, az önce de referans verdiğim titiz ve değerli bir çalışması. Eşref Hoca topraktan ve kilden bulaşabilecek hastalıklarla ilgili genel değerlendirmeler yapmış. Örneğin bir çöplüğün kenarındaki topraktan yerseniz neler olabileceğini de anlatmış. Bu çalışmada ifade edilenler ve diğer bilinen olgulardan çıkabilecek sonuçlar bellidir ve hiçbirinden geleneksel olarak üretilen pekmezin kanserojen veya sağlık için riskli olduğu sonucu çıkmaz. Oysa gazete haberinde öyle yorumlar var ki, hele bir de “kancalı kurt” alıntısı var ki, sanki insanlarda dehşet uyandırmak için habere konmuşlar.

Bu tür değerlendirmeler çoğu zaman geleneksel yaşam ve üretim biçimlerini küçümseme tavrıyla (“köylülük”, “eğitimsizlik”, “bilinçsizlik” vs.) birlikte oraya çıkıyor ve bu yöndeki önyargılara hitap ediyor. Bu arada konunun “toprak” olması, olayı “doğa korkusu” temelinde sosyal-psikolojik yönden de ilginç kılıyor.

Bu haberlerde insanları yönlendirme kastı var mı yok mu size bırakıyorum. Ben şahsen, birinci haberde geçen “Türkiye’de yoğun olarak kullanılan beyaz toprak ile insanların ilişkisini kesmek için genel bilinçlendirme harekatı başlatılmalı” ifadesinin çok şey anlattığını düşünüyorum. 

Genel olarak ısıl işlem dahil, gıda ne kadar az işlem görürse besin ve şifa değeri o kadar yüksek olur denebilir. Zira ısıl işlem sonucu zararlı olduğu kanıtlanmamış olan HMF’den başka bileşenler de ortaya çıkabilir, besin değerinde de azalma olabilir. Bu yüzden düşük ısılı üretim yöntemleri tercih edilebilir.

Burada geleneksel üretimi sorgulamayalım, daha iyiye götürmek için çabalamayalım demek istemiyorum elbette. Kaynağını bilmediğimiz – ve bazen de bildiğimiz – köylü üretiminde çok önemli riskler var. Bilinçsiz ve yoğun zirai ilaç kullanımından yanlış üretim yöntemlerine, kötü ambalajlama ve stoklamaya kadar neler neler. Ama pekmezdeki gibi yönlendirilmiş tartış(ma)malar hem bunları, hem de konuşmamız gereken daha önemli konuları gölgeliyor. Endüstriyel üretimdeki sağlık riskleri neden yeterince araştırıl(a)mıyor? Bunlar neden fon ve destek bulamıyor? Bu üretim tarzıyla ilişkili ekolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel maliyetlerin envanterini kim çıkaracak? Üretimde yeniliklere ve teknolojik gelişmelere evet, ama örneğin pekmezyapımında evaporatörlü kazanlar ve üretim izinleri alabilecek, paketleme tesisleri yapabilecek kaç tane köylümüz var? Bunca yatırımdan sonra rekabet edebilmek ve maliyetleri azaltmak için hileye hurdaya başvurmaya direnecek – birkaç müstesna insandan başka – kim var? Pekmezini anasından atasından gördüğü gibi, tertemiz atalık üzümleriyle, içine meyve artıkları, şeker, glikoz şurubu vs. katmadan, altı çok harlanmasın diye ince dalları azar azar ateşe atan, tam kıvamına kadar pişirip ak toprağıyla durultan köylümün pekmezini bize kaç tane endüstriyel üretici sunacak?

Ceyhan Temürcü

Kır Çocukları 2. Güz Buluşması – Yürüyüş ve Meditasyon – 30 Ekim 2016 Pazar

Kışa geçerken bir araya gelip, Tahtacıörencik Köyü civarındaki Süvari Çayı ve yukarıdaki tepelerde yürüyüş yapacağımız meditasyon ve Dharma sohbeti etkinliğine sizleri davet ediyoruz.

NE ZAMAN: 30 Ekim Pazar
NEREDE: Tahtacıörencik Köyü, Güdül, Ankara.

KAYIT FORMU: 30 Ekim GÜZ Buluşması (CTRL+TIKLA)

Yürüyüş zorluk derecesi : Orta
Tahmini yürüyüş mesafesi : 6 km

NOT 1: Etkinlik yalnız YETİŞKİNLERE YÖNELİKtir.
NOT 2: Organizasyonun verimli olması için KAYIT GİRİLMESİ MECBURİDİR.
NOT 3: İptalleri en az 3 gün öncesinden bildirmenizi rica ediyoruz.

NASIL: Ortak araçla gelmek isteyen kişi sayısına göre 19 veya 27 kişilik bir midibüs kiralayacağız. Geziye katılmak istiyorsanız kayıt formu ile bilgilerinizi bize iletmenizi rica ediyoruz. Kendi aracınızla gelmeyi düşünüyorsanız da lütfen formu doldurunuz ki organizasyonu daha iyi planlayabilelim. KATILIMCI SAYISI 25 ile sınırlı olacaktır.

DİKKAT: ASKIDA GEZİ uygulaması var, ayrıntılar aşağıda.

BİZ KIR ÇOCUKLARI KİMİZ?
kircocuklari.wordpress.com/merhaba/

Tahtacıörencik Köyünde, doğayla uyumlu yaşam ve üretim pratiklerini uygulamaya ve yaygınlaştırmaya çalışan bir grubuz. Küçük ölçekli aile çiftçiliği, doğal tarım, permakültür, doğa koruma, toplum destekli üretim, barışçıl iletişim, armağan ekonomisi gibi alanlarda tekrarlanabilir modeller oluşturmaya çalışıyoruz.
YÖRE HAKKINDA KISA BİLGİ
Karadeniz geçiş kuşağını yansıtan geleneksel taş/kargir evleriyle, onlarca farklı balık ve tatlısu canlısını barındıran ve Ankara’nın belki de en temiz akarsuyu olan Süvari Çayı ile Tahtacıörencik Köyü burası. Köyde son yıllarda hem doğa koruma hem de ekolojik gelişim yönünde önemli gelişmeler oldu. Doğal tarım ve hayvancılıkta önemli mesafe kat edildi. Ankara’lıların güvenilir, doğal gıdalara erişimi için önemli bir model oluşmaya başladı. Köydeki çalışmalarla ilgili bilgileri http://tahtaciorencik.org adresinde görebilirsiniz.
PROGRAM
09:00: Ortak araçla Kumrular Sokak’tan çıkış
Kumrular= 9:00
Milli Kütüphane= 9:05
Armada= 9:10
Carrefour= 9:20
Optimum karşısı= 9:30

10:30 Güdül’de kısa bir ihtiyaç molası ve bilgilendirme: Kendi aracıyla gelenlerle 10,30’da Güdül merkezde buluşuluyor, kahvede beklenip, geleneksek Güdül leblebicisi ziyaret ediliyor.

11:30: Kır Çocukları arazisine varış: Arazi tanıtımı, sohbet

12.30 – 13.30 Piknik: Getirdiğimiz yiyeceklerimizi paylaşıyoruz, birlikte kır sofrasında. Çay ve bitki çayı ikramı

13.30 – 16.00 Yürüyüş, meditasyon ve Dharma sohbeti (Rehberler: İlker Bekarslan ve Özgürel Başaran)

16.30 Köye dönüş

16.30 – 17.30 Köy pazarından alışveriş imkanı ve üreticilerle sohbet

17.30 Ortak araçla Ankara’ya hareket (en geç 19:30’da Ankara’da olacak şekilde dönüş).

KATILIM ÜCRETLERİÖdemeyi gezi günü köyde yapabileceksiniz.
-Etkinlik katılımı: 35 TL
-Toplu araçta koltuk başına ücret: 20 TL
kısaca:
ortak araçla gelecek olan katılımcılar için toplam gezi ederi: 55TL
kendi aracı ile gelen katılımcılar için: 35TL

Bu gezide ASKIDA sistemi var.
ASKIDA GEZİ’ye destek verebilirsiniz: gelmek isteyip de parasal durumu uygun olmayanları destekleyebilirsiniz. Detaylar katılım formunda, adınız da bizde saklı kalacak, destekleyen ve alan olarak. Askıda gezi isteminizi de bize bildirirseniz, destek varsa yönlendireceğiz.

YANIMIZA NE ALALIM
-Yanınızda taşıyabileceğiniz Piknik için azık,
-Soğuk ve rüzgara karşı koruyabilecek bir mont eldiven ve başlık,
-Yürüyüşe uygun boğazlı bir ayakkabı,
-Yerde oturabilmek için mat veya örtü.
-Su mataramız.
-Bize enerji verecek kuruyemiş, meyve kurusu, meyve gibi yiyecekler.
-Dilerseniz fotoğraf makinemiz, not defterimiz ve kalemimiz.
-Ortak araçta sıcak çay-kahve servisi olMAyacak.

HAVA DURUMU takibi: http://www.accuweather.com/ ve http://tr.freemeteo.com/havadurumu/gudul/current-weather/location/?gid=746497&station=5375&language=turkish&country=turkey ve http://www.mgm.gov.tr/mobile/tahmin-il-ve-ilceler.aspx?m=GUDUL

NOTLAR
– Cep telefonları köyde ve arazide çekiyor.
– Sigaralarınızı arazide YALNIZCA SİGARAYA AYRILMIŞ ALANDA içmenizi ve izmaritlerini yerlere atmamanızı rica ediyoruz.
– Plastik poşet, pet şişe gibi doğada çözülmesi zor malzemeleri doğaya bırakmamak konusunda hassasiyet rica ediyoruz.
– Arazimizdeki tuvalet kuru kompost tuvalettir, kullanımı hakkında bilgi verilecektir.

TEŞEKKÜR
destekleri ve organizsayondaki katkıları için İlker Bekarslan, Özgürel Başaran, Aslıhan ve Oğuzhan ve de Mars ve Ares’e teşekkür ederiz.

İLETİŞİM: kircocuklari@gmail.com, 533 211 60 82 (Nihal)

Kır Çocukları, Tahtacıörencik Güz Buluşması : 25 Eylül 2016 Pazar

guzbulusmasi
22 Eylül itibariyle not:
Ortak araçta 4 kişilik yerimiz kaldı, bu da dolarsa etkinlik kotasına ulaşıyoruz (35 yetişkin + çocuklar). Daha fazla olursak zorluk yaşayabiliriz, bu sebeple ortak araçtaki kişilik yer dışında kayıt alamayacağız😦 Kendi aracıyla gelmek isteyenlerden ricamız bir sonraki buluşmayı beklemeleri…
Sizleri genç yaşlı, çoluk çocuk Tahtacıörencik Köyü’ndeki arazimizde, güz buluşmamıza bekliyoruz. Çiftliğimizde demek isterdik ama çiftlik henüz yapım aşamasında. Yine de şimdiden açık mutfağımız, bostanımız, bostanımızda domates ve biberlerimiz ve 360 derece doğa manzaramız var. Sizlere köyümüzün doğal ürünleriyle hazırlanmış bir öğle yemeği sunacağız. Gün içinde çeşitli etkinliklere katılım imkanımız olacak: mini kerpiç atölyesi, meditasyon, köye yürüyüş, çocuklar için masal ve resim, köy pazarından alışveriş imkanı…
 
NE ZAMAN: 25 Eylül Pazar
NE: Günübirlik gezi ve yemek
NEREDE: Kır Çocukları arazisi, Tahtacıörencik Köyü, Güdül, Ankara.
NASIL: Ortak araçla gelmek isteyen kişi sayısına göre 19 veya 27 kişilik bir midibüs kiralayacağız. Geziye katılmak istiyorsanız kayıt formu ile bilgilerinizi bize iletmenizi rica ediyoruz. Kendi aracınızla gelmeyi düşünüyorsanız da lütfen formu doldurun ki organizasyonu daha iyi planlayabilelim. Katılımcı sayısı 35 ile sınırlı olacaktır. ASKIDA GEZİ uygulamamız var, ayrıntılar aşağıda ve kayıt formunda.
 
Önemli NOT: Gezi iptallerini en az 3 gün öncesinden bildirmenizi rica ediyoruz.
 
BİZ KIR ÇOCUKLARI KİMİZ? 
 
 
Tahtacıörencik Köyünde, doğayla uyumlu yaşam ve üretim pratiklerini uygulamaya ve yaygınlaştırmaya çalışan bir grubuz. Küçük ölçekli aile çiftçiliği, doğal tarım, permakültür, doğa koruma, toplum destekli üretim, barışçıl iletişim, armağan ekonomisi gibi alanlarda tekrarlanabilir modeller oluşturmaya çalışıyoruz. 
 
YÖRE HAKKINDA KISA BİLGİ
 
Karadeniz geçiş kuşağını yansıtan geleneksel taş/kargir evleriyle, onlarca farklı balık ve tatlısu canlısını barındıran ve Ankara’nın belki de en temiz akarsuyu olan Süvari Çayı ile Tahtacıörencik Köyü burası. Köyde son yıllarda hem doğa koruma hem de ekolojik gelişim yönünde önemli gelişmeler oldu. Doğal tarım ve hayvancılıkta önemli mesafe kat edildi. Ankara’lıların güvenilir, doğal gıdalara erişimi için önemli bir model oluşmaya başladı. Köydeki çalışmalarla ilgili bilgileri ve son haberleri http://tahtaciorencik.org  adresinde görebilirsiniz.

PROGRAM
 
09:00: Ortak araçla Kumrular Sokak’tan çıkış
  Kumrular= 9:00
  Milli Kütüphane= 9:05
  Armada= 9:10
  Carrefour= 9:20
  Optimum karşısı= 9:30
 
10:30: Güdül’de kısa bir çay molası ve bilgilendirme:
  İkram: Arpa kurabiyesi, Güdül leblebisi 
  (Kendi aracıyla gelenlerle 10,30’da  Güdül merkezde buluşuluyor)
 
11:30: Kır Çocukları arazisine varış
  Arazi tanıtımı, sohbet, çocuklarla masal okuma 
 
13.00 – 14.00: Yemek
  • Tarhana çorbası: Köyün doğal sebzeleri ve yoğurdundan yapımış tarhanayla
  • Örencik sarması : Tam bulgurlu, zeytinyağlı
  • Tereyağlı gözleme: Tam buğday unundan
  • Mevsim salata: Kır Çocukları bostanından toplanacak sebzeler ve köyü taze sebzeleriyle
  • Köy peyniri: Serbest gezinen yerel kara ineklerin sütünden
  • Yayık ayranı: Serbest gezinen yerel kara ineklerin sütünden
 
14.00 – 14.30: Çay, ıhlamur ve bitki çayları
 
14.30 – 16.00: Etkinlikler: 
 
   Meditasyon, çocuklarla resim, mini kerpiç atölyesi…
 
16.00 – 16.30: Köye yürüyüş
 
16.30 – 17.30: Köy pazarından alışveriş imkanı ve üreticilerle sohbet
 
17.30: Ortak araçla Ankara’ya hareket (en geç 19:30’da Ankara’da olacak şekilde dönüş).
 
KATILIM ÜCRETLERİ
 
Etkinlik katılımı (yemek, çay ve ikramlar dahil): 
    12 yaş ve üzeri yetişkin: 55 TL
    7 – 12 yaş: 20 TL
    0 – 6 yaş: ücretiz
 
Toplu araçta koltuk başına ücret: 20 TL (Çocuklar için koltuk gerekmezse ücret olmayacak.)
Ödemeyi gezi günü köyde yapabileceksiniz.
  
Bu gezide ASKIDA sistemi var.
 
ASKIDA GEZİ’ye destek verebilirsiniz: gelmek isteyip de parasal durumu uygun olmayanları destekleyebilirsiniz. Detaylar katılım formunda, adınız da bizde saklı kalacak, destekleyen ve alan olarak. Askıda gezi isteminizi de bize bildirirseniz, destek varsa yönlendireceğiz.
YANIMIZA NE ALALIM
– Su mataramız.
– Yedek giysiler, şapka, mevsime uygun giysiler.
– Bize enerji verecek kuruyemiş, meyve kurusu, meyve gibi yiyecekler.
– Dilerseniz fotoğraf makinemiz, not defterimiz ve kalemimiz.
– Ortak araçta gelecekseniz ve küçük çocuklarınız için oturma yeri istiyorsanız yanınızda çocuk koltuğunuzu getirebilirsiniz. 
– Ortak araçta sıcak çay-kahve servisi olMAyacak.
 
NOTLAR
 
– Cep telefonları köyde ve arazide çekiyor.
– Sigaralarınızı arazide yalnızca ayrılmış olan alanda içmenizi ve izmaritlerini yerlere atmamanızı rica ediyoruz.
– Plastik poşet, pet şişe gibi doğada çözülmesi zor malzemeleri doğaya bırakmamak konusunda hassasiyet rica ediyoruz.
– Arazimizdeki tuvalet kuru kompost tuvalettir, kullanımı hakkında bilgi verilecektir.
 
ÖNEMLİ NOT: Gezi iptallerini en az 3 gün öncesinden bildirmenizi rica edeceğiz.
 
İLETİŞİM
 
Nihal Poyraz Temürcü, kircocuklari@gmail.com, 533 211 60 82

Gelengi

Gelengi Kır Çocukları Belgeseli

Gelengi der ki:

“Neoliberal makine saldıradursun doğaya ve insan ruhuna, biz gelengiler doğal hayatı, sadeliği, paylaşmayı, oyunu, muhabbeti ve müziği esas alan bir birlikte-yaşam örgütlemek için toplandık (Kalbimiz karşılaşmalara açık olsun, tahakküm ve ötekileştirme bizden uzak dursun). Birbirimizin hayallerine destek olmak, toplumsal sınırlarımızı sorgulamak, biricik varlıklarımızı ortaya çıkarabilmek, özgürleşebilmek için beraberiz.

Martı bir gün uçacağını bilir. Ağaç tohumun içinde gizlidir. Arkasına dostlarını almış bir gelenginin napıcağını ise kimse bilemez.

Neoliberal makine saldıradursun kar hırsıyla, biz gelengiler oyunun kurallarını değiştirmeye geldik.”

Anadolu Açık Hava Müzesi-Yaşayan Köy’de Müze gezisi-keyfi ve Kır Çocukları ile ‘Şifalı Bitkileri Tanıma ve Doğal Merhem Yapım Atölyesi’ 22 Ağustos 2016, pazartesi

 

Anadolu Açık Hava Müzesi-Yaşayan Köy keyfi ve Kır Çocukları ile ‘Şifalı Bitkileri Tanıma ve Doğal Merhem Yapım Atölyesi’

NE ZAMAN: 22 Ağustos 2016, Pazartesi – 11 :00-18:30

NEREDE: Anadolu Açık Hava Müzesi-Yaşayan Köy, Beypazarı’na bağlı Macun Köy

ILETİŞİM: 0505 771 12 79 ve thbmuzesi@gmail.com

PROGRAM 

not: ayrıca metnin sonunda yer alan detaylara da göz atınız, çünkü güzellikler detaylarda gizli.
•11:00 Anadolu Açık Hava Müzesinde buluşup çay ve atıştırmalıklar eşliğinde TANIŞMA ve BİLGİlendirme.
•11.30 MÜZE gezisi
•13.30 YAŞAYAN MUTFAKta öğle yemeği
•14:30-16:30 MERHEM YAPIM atölyesi (atölye yetişkinler için kurgulanmıştır)
•16:30-17:00 Çay molası
•17:00-18:00 Geleneksel yaşamda ÇOCUK OLMA DENEYİMLERİ: Gıcındırık ve muhtelif oyunlar
•18:00 Anadolu Açık Hava Müzesine veda
•18: 15 YAŞAYAN MÜZE ziyareti

ETKİNLİK ÜCRETİ
Yetişkinler için tüm program 120TL
6-12 yaş 25TL
0-6 yaş ücretsiz

Etkinlik katılımı için kayıt yaptırmak mecburidir.

KAYIT FORMU: YAŞAYAN KÖY-KIR ÇOCUKLARI KAYIT FORMU

Müze HAKKINDA
Anadolu Açık Hava Müzesi-Yaşayan Köy, geleneksel Anadolu konut mimarisini merkez alarak Anadolu kırsal hayatını sergileyen uygulamalı kültür müzesidir. www.yasayankoy.com facebook: YAŞAYAN KÖY

yaşayan köy resim

Kır Çocukları HAKKINDA
Doğayla uyumlu yaşam ve üretim pratiklerini uygulamaya ve yaygınlaştırmaya çalışan bir küçük grup. Kır Çocukları ekibi, Ceyhan, Nihal, çocukları Aral ile Ilgaz’la birlikte İstanbul’dan kalkıp Temürcülere katılan Özgen’den oluşuyor. KIR ÇOCUKLARI

YOL TARİFİ: Shell benzillikten önceki kavşaktan sağa dönüp Tekke dağı, Yaşayan Köy ve diğer köylerin ulaşım bilgisinin verildiği yoldan düz devam edeceksiniz. Yaklaşık 8 km hiçbir yöne sapmadan bu yolu takip edeceksiniz. Yolda gözünüze Yaşayan Köy tabelaları ilişecek. Bu yönlendirmeler sayesinde ulaşımınız kolaylaşacak. Google map için :
YAŞAYAN KÖY YOL Google Haritalar’da yerel işletmeleri bulun, haritaları görüntüleyin ve yol tarifleri alın.

Güzellikler DETAYLARda gizli:

Ankara’nın trafiğine, sıcaktan erimiş asfaltına veda edip gerçekten şiir gibi bir manzara eşliğinde yapacağınız yolculukla Beypazarı tabelalarını izleyerek Anadolu Açık Hava Müzesinin kocaman kuzulu kapısına varacaksınız. Beypazarı’ndan atölyemize katılmak isteyen ne kadar şanslı, varın siz düşünün. Tabii belki Güdül’den, Ayaş’tan, Çayırhan ve Nallıhan’dan atölyemize katılmak isteyenler de olacaktır.
Kapılar açıldığında BAMBAŞKA BİR DÜNYAya adım atmış olacaksınız. GELENEKSEL ANADOLU EVLERİ tüm kadimliği, yalınlığı, kimi zaman heybeti ile sizi selamlayacak. Her biri birbirinden değerli olan müze evlerini ziyaret edeceksiniz. Ziyaretçilerimiz için hazırladığımız sesli rehber kulaklarınızda olacak. Sonra, GÜZEL ve SAĞLIKLI YEMEKLER yiyeceksiniz. Çocuklarınızla oyunlar oynayabileceğiniz geniş alanlarda eğlenceniz ve neşeniz bol olacak. Gıcındırık ve muhtelif oyunlarla GELENEKSEL YAŞAMDA ÇOCUK OLMA DENEYİMLERİni tadacağız. Yorulduğunuzda, sıcaktan bunaldığınızda emme basma tulumbanın başına geçip kana kana su içecek, soğuk suyu yüzünüze çarpacak, serinleyeceksiniz.
Kır Çocuklarından Ceyhan ve Nihal ile “Şifalı Bitkileri Tanıma ve Doğal MERHEM Yapım Atölyesi”nde, bitkilerin şifası hakkında konuşacak, onların merheme dönüşüm sürecini öğreneceğiz. Teorik bilgilerin yanı sıra uygulama ve örnekler ile kendi merhemimizi yapmaya adım atacağız. Taze bitkiler, soğuk pres yağlar, doğal balmumu ve uçucu yağlardan oluşan merhemlerin yapım aşamalarını ve önemli ipuçlarını uygulamalı olarak göreceğiz.
Ruhumuz, aklımız, bedenimiz, gözlerimiz ayrı ayrı beslenecek gördükleri, duydukları, öğrendikleri, deneyimledikleri sayesinde.

Kaş yapayım derken göz mü çıkarıyoruz?

Aşağıdaki yazı 13 Mayıs 2015’te yazıldı. Bir yılı aşkın süredir düzenlenip yayınlanmayı beklerken, geçen gün yazım hatalarını düzeltmeden yanlışlıkla yayınlamışız. Birkaç düzenleme yapıp son haline getirdik:

===============================

Çiftliğimiz, çiftlik evimiz ufukta göründü. Yol, su, çit, arazi hazırlığı tamam gibi. Evimizin de temelini de atmak üzereyiz. Başarabilir miyiz bilmiyorum ama bu yaz sebze üretmek için çalışıyoruz. Biraz olsun durup düşünmenin zamanı – durabilirsek…

Yola çıkarken düşlediğimiz gibi, gerçekten de “ekolojik” bir çiftlik, bir ev, bir üretim alanı oluşturabilecek miyiz? Yoksa bu alanı oluştururken, burada yaşayıp üretirken çevreye, doğaya, ekolojik döngülere zarar mı vereceğiz?

Çiftçiliğin içinde, hangi ölçekte olursa olsun, sadece yaşatmak ve büyütmek yok. Öldürme de var. Hasat/kesim bir yana, istediğimiz canlıları yaşatmak ve çoğaltmak için pek çok başka canlıyı yok etmemiz veya alandan uzaklaştırmamız gerekiyor. En basitinden, bir sıra sebze ekmek için toprağı kazdığımızda onlarca böceği, yüzlerce otu, belki milyonlarca mikroorganizmayı yok ediyor veya yerinden ediyoruz. Yabani otları yolmamız, “zararlı” böcekleri, köstebekleri, fareleri yok etmemiz veya kaçırmamız gerekebiliyor. Sistemik kimyasallarla ve toprağa yoğun müdahalelerle yapılan konvansiyonel veya endüstriyel tarımdan söz etmiyorum; bunlar ekolojik-organik-doğal tarımın içinde de var.

Arazi hazırlığı, altyapı ve bina yapımı aşamalarında doğal yapılara ve canlılara verilen zararlar daha da büyük boyutlarda. Son haftalarda arazimizdeki çalışmalarda (göletin genişletilmesi, yolun açılması, tarlanın sürülmesi ) bu hasarları üzülerek gözlemledim. Kepçe çalışması sırasında onlarca çalı ve bir miktar genç ağaç kökünden söküldü. Hem bizim, hem de kısıtlı zamanlarda zar zor araziye getirdiğimiz kepçecinin işleri çok yoğundu ve bir yandan da zamana karşı yarıştık. Çoğu durumda zengin yüzey toprağını kenara ayırmaya zaman bile bulamadık. Aşağıda kökünden sökülmüş bir karaçalı görüyorsunuz.

DSC01690  DSC01688

Arazideki tarlaların, geçen yıl da bir kez sürülmüş olan toplam 3 dönüm toprağın üzerinde, sürülmeden önce çeşit çeşit otlar, çiçekler, bunların üzerinde ve dibinde renk renk böcekler, taşların altında örümcekler, karıncalar, kırkayaklar, çıyanlar ve adını sanını bilmediğim yüzlerce canlı vardı. Bilmem kaç beygir gücündeki koca bir traktör hepsini birkaç saat içinde yok etti, böceklerin yuvalarını başlarına yıktı. Sonunda da hedeflendiği gibi, sebze yetiştirmek için uygun bir toprak oluştu:

DSC01689

Arazi ve ev hazırlıklarımızda başka “sevimsizlikler” de var: Polietilen su boruları, plastik damla sulama ekipmanı, sera naylonu, plastik viyoller, gölet tabanına su sızdırmaz EPDM membran, müstakbel evimizin eli kulağındaki beton temeli, domuzları ve otlayan hayvanları uzak tutmak için tel örgü çit…

DSC01686 DSC01687    DSC01695 DSC01696

Bir yandan da sezgilerimiz, bilgilerimiz ve gözlemlerimiz, orta ve uzun vadede doğanın lehine işler yaptığımız söylüyor bize. Bunu görmek için önce kırsal alanlardaki toprağın, arazilerin durumuna bir bakmakta yarar var.

Köylerin çevresindeki arazilerde, orman tabanları dışındaki pek çok alanda toprak “hasta” diyebileceğimiz ölçüde doğal halinden uzaklaşmış durumda. Yüzlerce yıllık süreç içinde, ormanlar ve ağaçlık alanlar insan baskısıyla iyice azalmış. Bu da toprağın humusa dönüşecek malzemelerden (yapraklar, yabani hayvanların dışkıları ve artıkları) mahrum kalmasına neden olmuş. Bu topraklar tarımsal amaçlar için kullanılmasa bile dış etkenlerin (güneş, rüzgar, doğal ve yapay yüklerin oluşturduğu sıkışma vs.) hasarlarına açık hale gelmiş. Son 50 yılın yaygın tarımsal uygulamaları (traktörle yapılan toprak hazırlığı, derin sürüm, ilaçlı ve yapay gübreli tarım uygulamaları) da verimli toprakları hem sıkıştırmış, hem de canlılığını alıp götürmüş. Büyük hayvan sürülerinin (keçi, koyun, sığır) yoğun ve bilinçsiz otlaması da ayrı bir etken. Şu anda köylerin çevresindeki büyük çaplı dairelerde, kimyasal kirlilik olmasa bile, topraklar çoğunlukla sıkışık, çıplak, organik madde yönünden fakir.

Bilinçsiz otlatmanın ve insan faaliyetlerinin toprak üzerindeki etkisini, açık arazilerle çitlerle kapalı bahçeleri karşılaştırdığınızda kolaylıkla görürsünüz. Veya Ayaş-Güdül-Beypazarı civarının 50-60 yıl öncesinin fotoğraflarını (çıplak tepeler ve düzlükler) şimdiki durumla karşılaştırdığınızda da fark görürsünüz: İnsan baskısının giderek azalmasıyla ormanlaşma yeniden başlamış haldedir. Veya dikenli ve sık dokulu çalıların dibine baktığınızda, otlayan hayvanların dişlerinden kaçabilen bitkilerin oluşturduğu cümbüşü fark edersiniz:

DSC01691 DSC01692

Veya, toprağı sıkışık halde olan bir araziyi bir kez sürdükten -toprağı gevşettikten- sonra öncesiyle ve çevresiyle karşılaştırdığınızda, ortaya çıkan bitki ve böcek zenginliği karşısında şaşırabilirsiniz.

Aşırı ve bilinçsiz otlatmadan korunan, ağaçlar ve çalılar barındıran, toprağın ezilmediği ve korunduğu alanlar yaşama yer açar, daha fazla canlı, daha sağlıklı doğal döngüler ortaya çıkar. İnsanın içinde olduğu bir habitatta ve çevresinde zengin bir biyolojik çeşitlilik var olabilir. Bir evin her cephesi farklı bitkilere ve böceklere uygun mikro şartlar sağlar. Bazı bitkiler ve hayvanlar insana yakın yerlerde yaşamayı sever. Bitkilerden örnek verirsek: sinirliot, ebegümeci, madımak, mayıs papatyası… Onarıcı tarımla, ekolojik tasarımlarla, toprağı gerektiğinde bir kez derin sürüp sonra bir daha sürülmesini gerektirmeyecek şekilde korursak, çıplak bırakmazsak, aşırı veya yanlış otlatma yapmazsak, arazimiz ne kadar küçük olursa olsun yaban yaşamı için müdahale edilmeyen alanlar bırakırsak (Permakültür 5. zon) doğaya zararımız olmaz, yararımız olur.

Gölet tabanında kullandığımız su geçirmez malzeme (EPDM) için ekolojik ayak izi en düşük ve en uzun ömürlü olanı seçtik. Bu malzeme suyu verimli kullanmamızı sağlayacak, ileride de doğal hayat için de habitat oluşturacak bir gölet yapmamıza imkan verecek.

İnsanın insanla ve doğayla uyumlu halde, bütün potansiyelini gerçekleştirmesine imkan verecek yerleşkelerin ve toplulukların mümkün olduğuna inanıyoruz.  Kültür ile doğanın, birey ile toplumun, maddi ile manevinin çelişmeden bir arada var olabileceğini biliyoruz. Şimdilik biraz polietilen, biraz EPDM, biraz beton ve çitler pahasına, bu uyuma daha yakın bir yaşam alanı oluşturmaya çalışıyoruz. Tıpkı ekonomik alandaki çalışmalarımız gibi; biraz zaman kargo, ambalaj, kimi zaman uzak mesafelere satış pahasına bir takas ve dayanışma ekonomisine geçiş yapma niyetimiz gibi.

Belki bir gün zihinlerimiz, toplumsal ve ekonomik yapımız, birbirimizle ve doğayla ilişki kurma şeklimiz dönüşüm geçirdiğinde, derelerimiz kaynağından denize kadar kendi mecralarında, tertemiz akar. Evlerimizi, köylerimizi, plastik borulara ve yapay tabanlı göletlere ihtiyaç duymadan, suya ve bereketli topraklara kolayca erişebilecek yerlerde yaparız. Kullandığımız malzemeler doğaya karışır, denize ulaşır ve ve tekrar kaynaklarına döner. Çok mu zor? Şu anda ekolojik bir yaşam alanı ve sağlıklı insan ilişkileri kurmak için verdiğimiz çabayla karşılaştırınca, belki de çok kolay.

Bu çelişkinin bir de daha özel olanı var. Yavaşlayalım derken daha hızlanmak, huzur bulalım derken yorulmak, gerilmek. Gerçi trafikten, kalabalıktan ve genelgeçer medyadan uzak olmak, bir günün bir diğerine benzememesi, istediğimiz şeyler için çalışmak çok güzel. Ama koşturmak… Günlük, olağan işlerin yanında çiftlik altyapısı, üretim, paketleme, kargo, ödeme takibi…  Anı yaşamak isterken gelecekten beklentilere, umutlara bel bağlamak… Araziye su getirmek için bin bir dereden (fiziksel, toplumsal, ekonomik) su getirmek. Bir de gelecekteki ihtimaller, belki HES, belki baraj, belki endüstriyel tavuk çiftliği, belki büyük konvansiyonel tarım alanları.

Yine de ufukta bir ev, bir bahçe, bir bostan, bahçede oynayan çocuklar, hasadı paylaşan dostlar, sofra başı sohbetleri, akşam demleri..  Ahmet Hamdi’nin dediği gibi her şeyin yerli yerinde olduğunu idrak edeceğimiz saatler.

Her şey yerli yerinde

Her şey yerli yerinde; havuz başında servi
Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan,
Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan,
Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi

Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,
Serpilen aydınlıkta dalların arasından
Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman
Sessizlik dökülüyor bir yerde yaprak yaprak.

Biliyorum gölgede senin uyuduğunu
Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin
Hazların aleminde yumulmuş kirpiklerin
Yüzünde bir tebessüm bu ağır öğle sonu.

Belki rüyalarındır bu taze açmış güller,
Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde,
Bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde,
Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner.

Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan,
Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan
Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgarda.

Doğal Yapı Atölyesi: Ahşap ve Saman Balyası

banner

Kır Çocukları Ekolojik Çiftlik Evi / Tahtacıörencik Köyü, Güdül-Ankara

23 – 31 Temmuz 2016 (9 gün)

Hem profesyonel eğitim hem de topluluk desteği içeren bu atölye ve eğitim çalışmasında, teorik bilgilerin uygulanması yoluyla Kır Çocukları çiftlik evinin olabildiğince çok duvarını yapmaya ve üzerini kapatmaya odaklanacağız. Ahşap konstrüksiyon, saman balyası ve şerbetli saman tekniklerini öğreneceğimiz, ayrıca kerpiç tuğla ve sıva denemeleri yapacağımız bu atölyenin ardından, şartlar izin verirse Ekim ayında da doğal sıva ve yeşil çatı atölyesi düzenlemeyi de planlıyoruz.

Saman, her sene yeniden yetişen doğada çözünene dek fazlasıyla karbon depolayan bir malzemedir. Bu nedenle, yerel çevreden edinilen buğday ve tritikale sapları ile yapılan saman balyası duvarlar yapının ekolojik ayak izini azaltır ve ısı izolasyonunu artırır.

Temeli ve taş subasman duvarları geçen yıl yapılan evin inşası 2016 yaz ve güz dönemlerinde devam edecek. Fransa’da kabul görmüş standartlara uygun şekilde ahşap karkas yapıp, duvarlarda ve çatıda dolgu malzemesi olarak saman balyaları kullanacağız. Daha sonra yapılacak sıva atölyesine hazırlık olarak saman balyalarının yüzeyini hazırlayacak ve toprak, saman, kum ve kireç taşı kullanarak kerpiç tuğla, sıva ve harç denemeleri yapacağız.

Atölye çalışmasında teorik ve uygulamalı eğitimler Matthieu Pedergnana tarafından verilecek, destek ekibinde Ece Aslan, Faustin Guitton, Selda Bozbıyık, Dominique Berger, Nihal Poyraz Temürcü ve Ceyhan Temürcü bulunacak. Eğitimler İngilizce ve Türkçe iki dilli olacak. Eğitimin günlük program detaylarını da yakında duyuracağız.

Her günün program iki parçadan oluşacak:

  • Sabah ve akşamüstü toplam 6 saat pratik uygulamalı dersler
  • Öğleden sonraları 2 ila 3 saatlik teorik sunumlar/dersler.

Teorik ve uygulamalı olarak göreceğimiz ana yapım teknikleri:

  • Toprağın test edilmesi
  • Saman balyalarının kesimi ve yerleştirilmesi (dış duvarlar ve çatı)
  • Şerbetli samanın (hafif kerpiç) karılması ve duvar olarak uygulanması (iç duvarlar)
  • Ahşapla çalışma, karkas konstrüksiyonu, çatı kurulumu
  • Yapım hızına ve ilerleyişine göre belirlenen diğer teknikler: örn. kerpiç tuğla hazırlama, toprak sıva, yeşil çatı…

Çalışma farklı evrelerden oluşacak ve bütün katılımcılar tüm teknikleri görüp uygulamaya katılabilecek. Elektrik ve su tesisatı için gerekli yapım hazırlıklarını görme imkanı da olacak. Ayrıntılı atölye programımız BU BAĞLANTIDA.

Program bir bütün oluşturduğu için kısmi katılım seçeneği uygun olmayacak. Katılımcılara Matthieu Pedergnana imzalı katılım belgesi verilecek.  

Atölye boyunca ayrıca Kır Çocukların arazisindeki diğer çalışmaları da (ekolojik arazi tasarımı, permakültür uygulamaları, bahçe-bostan, ürün hazırlama vs.) gözlemleyebileceğiz. Öğle saatlerinde ve akşamları fırsat buldukça sohbetler, çevre gezileri, topluluk oyunları ve çevre gezileri yapacağız.

1. Evre: Şantiyenin ve malzemelerin hazırlanması

  • Şantiye hazırlığı
  • Ahşap parçaların önceden birleştirilip hazırlanması

2. Evre: Ahşap yapı (strüktür)

  • Ahşap hatılların ve balya panellerinin temele bağlanması
  • Ahşap karkas yapının inşası

3. Evre: Duvar yapımı

  • Saman balyalarının yerleştirilmesi
  • Duvarın sıva için hazırlanması
  • Şerbetli samanla iç dolgular

4. Evre: Çatı yapımı

  • Ahşap çatının çakılması
  • Saman balyaların hazırlanması ve yerleştirilmesi
  • Çatı üzerinin kapatılması

Sunumlar/teorik eğitimler

Pratik uygulamaların yanı sıra, katılımcıların istekleri/ihtiyaçları ve eğitmenlerin önem verdiği çeşitli konular üzerinde sunumlar yapılacaktır:

  • Biyoiklimsel tasarım
  • Toprakla yapım teknikleri
  • Geleneksel mimari
  • Doğal yapı malzemelerinin teknik özellikleri
  • Saman balyası ve şerbetli saman ile ilgili standartlar
  • Depreme dayanıklı yapı inşa etme yöntemleri
  • Doğal ve enerji verimli yapılarda detay çözümleri vb.

Ücret ve başvuru

Atölyenin ücreti kişi başı 520 TL’dir. Bu ücrete 22 Temmuz (akşam) – 1 Ağustos (sabah) arası sabah, öğle, akşam yemekleri dahildir.

Güvenlik nedeniyle çocukları ve 18 yaşından küçük katılımcıları kabul edemiyoruz.

Atölye ücretinden gelen gelir eğitmenin ve yardımcılarının emekleri için, yemek ve ulaşım masraflarının kısmen karşılanması için ve 3 kişiye ücretsiz-burslu katılım imkanı sağlanması için kullanılacaktır. Burslu katılım kotamız dolmuştur.

> Atölyeye katılmak için lütfen aşağıdaki formu doldurunuz:

 BAŞVURU FORMU

Konaklama, yemek ve diğer imkanlar

Katılımcılar çiftlik arazisinde, çadırlar için ayrılmış bir alanda kalabileceklerdir. Katılımcılardan kendi çadırlarını ve uyku malzemelerini getirmelerini rica ediyoruz.

Kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri Kır Çocukları ekibi tarafından sağlanacaktır. Ayrıca aralarda, çay, kahve ve atıştırmalıklar sunulacaktır. Yemekle ilgili bir alerjiniz varsa lütfen bunu başvuru formunda belirtin.

Tuvaletler, duş, ortak kullanım alanları, İnternet erişimi gibi olanaklarla ilgili olarak Kır Çocukları Gönüllü ve Ziyaretçi Rehberi‘ni okumanızı rica ediyoruz. Yemek yapımı, bulaşık ve çiftliğin diğer bakım işlerine katılım hariç, oradaki bilgiler atölye katılımcıları için de geçerli olacaktır.

Ne getirilmeli?

Çalışma alanında kirlenebilecek kıyafetler, çalışma için uygun ayakkabılar (sandalet uygun değildir), çalışma eldivenleri, şapka, defter, termos veya su şişesi, çevre için toksik olmayan sabun/şampuan, gerekli olan kişisel eşyalarınız ve pozitif enerji🙂