Akdeniz TDT ağı ön toplantısının ardından

29 Şubat-2 Mart tarihleri arasında Marsilya’da, URGENCI (Uluslararası Topluluk Destekli Tarım Ağı) tarafından, Akdeniz havzasında bir TDT (Topluluk Destekli Tarım) örgütlenmeleri dayanışma ağı oluşturulmasına yönelik bir buluşma yapıldı. 15 Akdeniz ülkesinden çiftçiler, STK çalışanları ve aktivistler vardı. Ben de Buğday Derneği bağlantısıyla, DBB’yi, TADYA’yı ve bilgi sahibi olduğum diğer gıda topluluklarını temsilen katıldım. Bu ilk karşılaşma idi, bu sebeple henüz somut bir proje veya sonuçlar yok.

Bu ziyaretimin ardından, Türkiye’deki TDT/KOS yapılanmalarını ve diğer gıda temelli dayanışma ağlarını ilgilendirebileceğini düşündüğüm gözlem ve fikirlerimi paylaşmak istedim. Zira Fransa 2700’den fazla TDT grubuyla bu harekette önde yer alıyor. Biz de bu ziyarette hem TDT ile çalışan iki çiftliğe gittik, hem de ürünlerin ortak noktalardan alınışına tanık olduk.

TDT Fransa’da ilk kez 2001’de, Provence bölgesinde, Aubagne’da ortaya çıkmış. Fransızca’da bu yapılanmalara AMAP diyorlar. Bunları esinleyen, Japonya’da Teikei, ABD’de CSA gibi daha eski oluşumlar var.  Şu anda en çok sırasıyla Paris, Lyon ve Marsilya’da olmak üzere toplam 2700 civarında TDT grubu var. 19 bölgesel ağ, 1 bölgeler arası ağ (MIRAMAP), bir de uluslararası ağ (Aubagne merkezli URGENCI) var. İki yıl kadar önce devlet ile resmiyet-meşruiyet savaşları yaşanmış. Sonuç olarak, TDT gruplarının ilkelerine ve dayanışma biçimlerine imkan verecek şekilde, TDT resmi statü kazanmış. Her bir TDT grubu kendi içinde bağımsız. Ortalama 30 alıcı ve bir üreticiden oluşuyor. Birden fazla üreticiyle çalışan gruplar da var. 

Fransa’da TDT dendiğinde her şeyden önce çiftçi için alım garantisi ve sezonluk ön ödeme yapılması anlaşılıyor. Üreticiler ve alıcılar arsında bireysel sözleşmeler yapılıyor. Genelde sebze ve meyve, bazen et ürünleri, süt, yumurta, peynir vs. de oluyor. İşlenmiş ürünler daha az. Alıcılar riskleri paylaşıyor; hasat azsa razı oluyor çoksa paylarına düşeni alıyorlar. En çok bizdeki Güneşköy Bahçemiz ve İmeceevi modellerine benziyor.

Toplantıda farklı ülkelerden gelenler, ön ödeme modelinin kendi koşulları için uygun olmadığını söylediler. Ekonomik zorluklar içindeki Yunanistan ve İspanya’dan başka Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz ülkeleri için de bu görüş dile getirildi. Her ülkenin sosyal ve ekonomik yapısı farklı. URGENCI’den arkadaşlar, ön ödeme veya alım garantisi olmadan, üretici ve alıcıların farklı şekillerde uzun dönemli danışmaya girmesini de TDT olarak kabul ediyorlar. Örn. doğrudan alım, nakliye ve dağıtım desteği, işleyiş desteği, yatırım desteği vs. Şimdilerde daha kapsayıcı terimler de aranıyor ve kullanılıyor, örn, Yerel Dayanışma Ortaklıkları.

DBB gibi TDT’leri teşvik eden ama doğrudan TDT olamayan KOS (Katılımcı Onay Sistemi) yapıları ise ayrı ve tamamlayıcı bir işleyiş olarak giderek öne çıkıyor.

Farklılıklar dışında, bütün ülkelerdeki çabaların ortak temaları var. Temiz toprak, su, güvenilir tohum ve diğer zirai kaynaklara erişim, TDT ve KOS’lara daha fazla aktif katılım, dağıtımı kolaylaştırmak için dayanışma biçimleri vs. Bizim de DBB içinde konuştuğumuz şeyler.

Önemli konulardan biri, TDT gruplarının tercih ettiği üretim şekli. En önce tohum konusu, toprak sağlığı ve biyolojik çeşitlilik, kimyasal kullanımı gibi konular. Fransa’da grupların çoğu doğal üretim talep ediyor (organik – bio sertifikalı veya sertifikasız). Ama konvansiyonel veya kimyasallı üretime evet diyen TDTler de var.

Türkiye’deki doğal-organik gıdanın peşinde olan alıcılar için de birkaç bilgi ve görüş iletmek istiyorum. Bu konu sadece temiz ve sağlıklı gıda tercihlerinin çok ötesinde; yaşamın her alanına uzanıyor. Kısa yoldan şöyle anlatayım: Avrupa’da ve Kuzey Afrika dahil Akdeniz ülkelerinde ekolojik tarıma uygun toprak ve su bulmak, bulunmaz Hint kumaşı bulmak kadar zor. Bırakın temiz olmayı, pek çok insan için (özellikle sonradan kırsala göçmek isteyen gençler için) 3-4 dönüm arazi bulmak veya almak çok zor. Arazi ağaları parselleri çoktan kapatmış. Pek çok bölgede biyoçeşitlilik kaybolmuş, güvenilir tohum bulmak büyük mesele, köylülük ve köylü bilgeliği kayıp, insanlar arasındaki ilişkiler de zayıf. Sebep, olağan şüpheliler: Parasal kazancı önceleyen – kapitalist – endüstriyel tarım ve hayvancılık, ilaçlı tarım, yaygın satış ve dağıtım sistemleri… Ve aynı ilkeleri izleyen endüstri ve maden yatırımlarının yarattığı büyük tahribat.

Bunlara baktığımızda, Türkiye’de bilge köylü tarımını, küçük ölçekli ekolojik çiftçiliği ve gerçek gıda üretimini geliştirmeye yönelik çabaları, alıcıların desteklerini ve bu yolun emekçilerinin kıymetini daha iyi anlayabiliriz sanırım. Hala bir yerlerde bulabildiğimiz doğal ve kültürel değerlerin de.

 ceyhan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s